19 Mayıs 2010 Çarşamba

ATATÜRK VE MİLLİ KÜLTÜR

*Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Bu sözü burada ayrıca izaha lüzum görmüyorum. Çünkü bu
Türkiye Cumhuriyetinin okullarında birçok vesilelerle eser halinde tesbit edilmiştir. 1936


     *Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mâna çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek, zekâyı terbiye etmektir. 1936


    *Türkiye Cumhuriyeti çocukları, kültürel insanlardır. Yani hem kendileri kültür sahibidirler, hem de bu özelliği muhitlerine ve bütün Türk milletine yaymakta olduklarına kanidirler. 1936

   *Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini Türk Cumhuriyetinin temel dileği olarak temin edeceğiz. 1932


   *Bir millî terbiye programından bahsederken, millî karakter ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyoruz. Temmuz 1924



    *Şimdiye kadar takibolunan tahsil ve terbiye usullerinin milletimizin gerilemesinde en mühim etken olduğu kanaatindeyim. Onun için millî terbiye programından bahsederken eski devrin hurafatından ve yaradılışımızla hiç de münasebetli olmayan yabancı fikirlerden, Doğudan ve Batıdan gelen tesirlerden tamamen uzak millî seciye ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü millî dâvamızın inkişafı ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir. Lâlettayin bir yabancı kültürü şimdiye kadar izlenen yabancı kültürlerin neticelerini tekrar ettirebilir. Kültür zeminle mütenasiptir. O zemin milletin seciyesidir. 15 Temmuz 1921

   *Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve yüksek fazilette dünya birinciliğini tutmaktır. 3.8.1932

    *Dünyanın bellibaşlı milletlerini esaretten kurtararak, hâkimiyetlerine kavuşturan büyük fikir cereyanları; köhne müesseselere ümit bağlayanların, çürümüş idare usullerinde kurtuluş kuvveti arayanların amansız düşmanıdır. 1923

    *Geçen Kurultaydan bugüne kadar kültürel ve sosyal alanda başardığımız işler Türkiye Cumhuriyetinin millî çehresini kesin çizgilerle ortaya çıkarmıştır. 1935


    *Yeni harfleri, millî tarihi, öz dili, sanatı, ilmi, müziği, teknik kurumlarıyla kadını erkeğe her hakta eşit, modern Türk sosyetesi bu son yılların eseridir. 1935

    *Türk Milleti, ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırlarıyla çizdikten sonradır ki onun yüksek kapasitesi ve fazileti milletlerarasında tanınır. Türk Milletine fıtrî rengini veren bu inkılâplardan her biri çok geniş tarihi devirlerin öğünebileceği büyük işlerden sayılsa yerindedir. 1935
 
     *Biz cahil dediğimiz zaman mektepte okumamış olanları kasdetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikatı bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikatı gören hakiki âlimler çıkabilir. 22.3.1923


    *Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. 1923
    *Geçen Kurultaydan bugüne kadar kültürel ve sosyal alanda başardığımız işler Türkiye Cumhuriyetinin millî çehresini kesin çizgilerle ortaya çıkarmıştır. 1935


    *Yeni harfleri, millî tarihi, öz dili, sanatı, ilmi, müziği, teknik kurumlarıyla kadını erkeğe her hakta eşit, modern Türk sosyetesi bu son yılların eseridir. 1935
 
    *Türk Milleti, ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırlarıyla çizdikten sonradır ki onun yüksek kapasitesi ve fazileti milletlerarasında tanınır. Türk Milletine fıtrî rengini veren bu inkılâplardan herbiri çok geniş tarihi devirlerin öğünebileceği büyük işlerden sayılsa yerindedir. 1935
 
    *Kültür dediğimiz zaman bir insan cemiyetinin, devlet hayatında fikrî hayatında, iktisat hayatında yapabilecekleri şeylerin muhassalasını (toplamını) kastediyoruz ki, medeniyet de bundan başka bir şey değildir. 1929
 
    *Kültür dediğimiz zaman bir insan cemiyetinin, devlet hayatında fikrî hayatında, iktisat hayatında yapabilecekleri şeylerin muhassalasını (toplamını) kastediyoruz ki, medeniyet de bundan başka bir şey değildir. 1929
 
    *Şimdiye kadar takibolunan tahsil ve terbiye usullerinin milletimizin gerilemesinde en mühim etken olduğu kanaatindeyim. Onun için millî terbiye programından bahsederken eski devrin hurafatından ve yaradılışımızla hiç de münasebetli olmayan yabancı fikirlerden, Doğudan ve Batıdan gelen tesirlerden tamamen uzak millî seciye ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü millî dâvamızın inkişafı ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir. Lâlettayin bir yabancı kültürü şimdiye kadar izlenen yabancı kültürlerin neticelerini tekrar ettirebilir. Kültür zeminle mütenasiptir. O zemin milletin seciyesidir. 15 Temmuz 1921

*Telif Hakkı ©  http://www.forumformal.com/  Tüm hakları saklıdır
*Kaynak: http://www.forumformal.com/ataturk-un-kultur-ile-ilgili-soyledigi-sozleri-t7877.html

Bazilikalar

Sit alanında, bugün ayakta duran dört Bizans bazilikası mevcuttur.


Bunlardan en görkemlisi, obruğun kuzeyindeki Papylos tarafından yaptırılmış olanıdır.
 
*Telif Hakkı © www.mersin.web.tr Tüm hakları saklıdır

Helenistik Kule

Şehri çevreleyen surların kuzeydoğu kenarında bulunan 5 katlı kule 16x13 m. oturumunda ve 23 m. yüksekliğinde olup yapımında hiç harç kullanılmamıştır. Her katı kendi içinde bölümlere ayrılmış olan kule, yöneticilerin yaşadığı bir mekan olduğu kadar, tehlike anında halkın sığındığı ve şehir hazinesinin korunduğu güvenli bir yer olarak ta kullanılmaktaydı.

Kule kapısı üzerindeki yazıttan, M.S III. yüzyılın 2. Yarısında Tarkyares tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılan kule, geçirdiği yangın sonucu vali Petronius'un emriyle M.S III. yüzyıl sonlarında onarım görmüştür.

Eski paraların üstünde amblem olarak kullanılan bu gözetleme ve barınma kulesi yüksek oluşu nedeniyle bugünkü beldenin ( Uzuncaburç ) ismine de kaynak olmuştur..

*Telif Hakkı © www.mersin.web.tr Tüm hakları saklıdır

Kanlıdivane

Kanlıdivane Erdemli-Silifke karayolunun 3 km. kuzeyindedir.


Antik çağdaki adı, Kanytelis olan kent büyük bir obruğun etrafına kurulmuştur. Burası Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim merkezi olarak kullanılmıştır.

Helenistik Kule, bazilikalar ve nekropoller en önemli arkeolojik kalıntılardır.

*Telif Hakkı © www.mersin.web.tr Tüm hakları saklıdır

Ayaş

Mersin'e 55 km. uzaklıkta, Erdemli - Silifke karayolu üzerindedir. Kent önce ada üzerinde kurulmuş, daha sonra Roma ve Bizans döneminde bugünkü Ayaş köyünün bulunduğu yerde gelişmiştir.


Başlıca kalıntıları tiyatro, tapınak, liman kompleksi, su deposu ve su kemeri, hamamlar, lahitler, anıt mezarlar ile Bizans döneminden kalma bazilikalardır. Kapadokya Kralı Arkeolos'un sarayının ada üzerinde olduğu söylenir.

Ada ile kara arasında deniz, zamanla dolarak bugünkü duruma gelmiştir.

*Telif Hakkı © www.mersin.web.tr Tüm hakları saklıdır

Korikos Kalesi





Mersin-Erdemli-Silifke karayolunun 60. Km'sinde Kızkalesi beldesindedir. Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun olmak üzere, İslami devirlerde de iskan görmüştür.

Nekropol alanından çıkarılan eserlerden burada ilk yerleşimin M.Ö 4. yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. MÖ 1.yüzyılda kendi adına sikke darbettirmiştir. Herodot bu kenti Gorges adında Kıbrıslı bir prensin kurduğunu yazar. Korikos, Kilikya bölgesinin bir liman kenti olduğundan çok el değiştirmiştir. M.Ö 4. yüzyılın sonunda Seleukhos Nikador Silifke kentini kurduğunda, Korikos'u yönetimi altına almıştır. Kent, MS 72 yılında Roma egemenliğine girmiş ve 450 yıl Roma yönetimine bağlı kalmış, bu dönemde tarım alanında büyük bir gelişme göstererek zeytinyağı ihraç merkezi olmuştur.

Bizanslılar zamanında Arap istilalarına karşı etrafı kuvvetli surlarla çevrilmiştir. 13. yüzyılda Kilikya Ermeni Krallıkları döneminde önemli bir ticaret limanı olmuş, Ceneviz ve Venedik gemilerinin uyğrak limanı durumuna gelmiştir.

Korikos 1448 yılında Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından ele geçeirilerek, yeniden imar edilmiştir.

Örenyerinde iç ve dış kale kiliseler, sarnıçlar, su kemerleri, kaya mezarları, lahetler ve taş döşemeli Roma yolları kısmen ayakta dır. Adını, adadaki kaleden almaktadır.

Kare planlı kale, içiçe iki sıra surdan oluşmaktadır. Etrafı hendekle çevrilmiştir. Kaleye giriş bugün mevcut olmayan hareketli bir köprüyle sağlanmakta idi. Bugünkü haliyle kale, tipik Orta Çağ mimari özelliklerini yansıtmaktadır.

*Telif Hakkı © www.mersin.web.tr Tüm hakları saklıdır

kaynak site: http://www.mersin.web.tr/turistik.htm

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Mersin Yöresel Folklor Kıyafetleri

KADIN GİYSİLERİ

BAŞA GİYİLENLER

Fes-Kep: Bordo kadifeden (erkek cepkeni renginde) 7-10 cm eninde giyilecek başın durumuna göre tepelikli olarak dikilir. Ön kısmına en alttan başlanarak çoktan aza doğru altınlar dikilir. Altın sayısı ailenin ekonomik durumuna bağlıdır. Nazar değmemesi için en alt sıranın ortasına gök boncuk dikilir. Arkasına saç bağı olarak yünden örül*müş belikler kızın saçının uzunluk durumuna göre eklenir.Genç kızlarkızlığındaki keplerinde bulunan altınları koca evine götürür.

Çalma-Yazma-Örtü: Kare şeklinde olup kenarlarından 5 cm içerden çeşitli motiflerle süslüdür. Kenarlan ise boncuk veya oyalarla işlidir. Her renkte olabilir.Bağlanış şekilleri farklıdır. Bekarlar atkılı kadınlar ise düz olarak bağlar. Alın kısmına ise yazmanın kaymaması için kırmızıı alınlık bağlanır.

SIRTA GİYİLENLER

Göynek: Gömlek genelde beyaz renkli olduğu gibi çeşitli renkteki basmalardan hakim yaka olarak dikilir. Kol uçlan 5 cm kadar arkasından lastikle büzülür. Kol uçlanına altın dikilir.
Kadınların şalvarın üstüne ve mecidiyeli üç eteğin içerisine giydikleri göynek genellikle açık renklidir (beyaz bej krem). Basma veya pazenden yapılır. Göyneğin yakası fırfırlıdır ve arkadan boyundan iki düğme ile kapatılmaktadır.

Üçetek: Zincirli kutnudan yapılır.Üç parçadan oluşur.Kanatlar kalça hizasından yırtmaçlıdır.Uzunluğu diz hizasındadır. Kollar dirsek hizasından kol ucuna kadar yırtmaçlıdır.Önden iki veya üç düğmelidir. Yakası (V) şeklindedir. Düğmeler ilikle değil biriple iliklenir.

Öncek-Önlük: Lacivert (gök) bezden yapılır. Uç kısmı farfaralı olup diz boyu hizasındadır.Bel kısmı ince uzun kemerli (uçkurlu) olur. Uçkurlar arkadan birbirine bağlanır. Önceğin kemer kısmına gelen bölümü büzgülüdür. Kullanılış amacı iş yaparken elbisenin kirlenmemesidir. Üzerine çeşitli motiflerle süslü olarak kullananlarda vardır.

Şalvar: Ekonomik duruma gore basma veya ipek düşez satenden yapılır. Boru paçalı arası yukarda olur. Paça uçlan lastiklidir. Paçalar ediğin içine konulur.

Kuşak: Koza ipeğinin ibrişimleri çeşitli renklere boyanarak 25 cm eninde 1.5-2 m uzunluğunda özel el tezgahlannda dokunur.Başlama ve bitiş bölümleri dokunan kısmın sökülmemesi için tokalanır.Öncek bağının üzerinden kızlarda düğümler sola kadınlarda saga gelecek şekilde bağlanır. Bağlamada kuşak uçlan diz hizasına gelecek şekilde ilmekli düğüm atılır.

Kolsuz Aba: Yörede kadınlar mecidiyeli üç eteğin üzerine sırma işli dar ve kollu ya da kolsuz aba giyerler. Bu abalar genellikle kıl dokumadan yapılır. Siyah koyu kırmızıi kahverengi olanları vardır.

Belcek (Kolon): Trablus kuşağının üzerine yörede belcek denilen kolon bağlanır.Belceğin püsküllü kısmı arkadan sarkıktır. Değişik motiflerde olduğu görülmektedir. Üzerinde çeşitli süsler vardır.

Mecidiyeli Üç Etek: Yörede şalvarın ve içliğin hemen üstüne giyilen entariye denir. Mecidiyeli üç eteğin üzerine bele trablus kuşağı ve belın alt kısmına ise öncek gelmektedir. Mecidiyeli üç etek kutnu kumaşından yapılır ve renklidir.

AYAĞA GİYİLENLER

Edik-Çizme: Yapıldığı rengin durumuna gore isim alır (güledik-yorak edik). Koyun ve keçi derileri kireç kaynağına yatırılıp kıl ve yünden temizlendikten sonra kelik kısmı ve ayak kısmı kalıba göre kesilerek tıg iğne ip ile dikilip alta gelecek gön ile birleştirilir. Uç kısmı geriye doğru çevrilerek (edik burnunun eskimemesi için) dikilir. Edi*ğin topuk kısmına bir iki cm yüksekliğinde topuk çakılır.

Çorap: Ediğin içine yünden örülme motifler bulunan çorap giyilmektedir. Çorap yün dokumadır.

TAKILAR

Gerdanlık: Kadınların boğazlarına altın diziden oluşan gerdanlık takılır.
Bilezik: Altından sıralı bilezik takılır.

AKSESUAR

Kaşık (Oyunaracı): Dişbudak veya şimşir ağacından yapılır.Oyun aracı olarak verniksiz çomça kısmının arkasına gelen (parmaklara giren) bölümü parmağı acıtmaması için yuvarlak olanı tercih edilir.

ERKEK GİYSİLERİ

BAŞA GİYİLENLER

Başlık (Dolak): Beyaz yün iplikten el tezgahında dokunmuştur.Baş kısmı külah şeklindedir.Sapları bir metre kadar uzun olur. Hava durumuna göre sapları ile yüz ve kulaklar sarılır.

SIRTA GİYİLENLER

Mecidiye Gömlek: İçlerine mecidiye gömlek denilen ve kadınların mecidiyeli üç eteği ile aynı kumaştan olan fakat astarsız olarak dikilen bir gömlek giyerler. Mecidiye*li gömlek yakasızdır. Önden düğmeli ve uzun kolludur.

Gömlek (Zıbın): Çiçekli kutnudan hakim yaka olarak dikilir.

Cepken: Ana kumaş bordo kırmızı kadifedir. Mavi-lacivert zeminli kadife üzerine sim sırmadan Türk motifleri işlenir.Motifler çevresinden kesilerekana cepken üzerine simetrik olarak monte edilir. Motifler giyecek kişinin ekonomik durumuna gore çeşitli şekilde işlenir.

Şalvar: Kirmende eğrilip yün haline getirilen kahverengi ve siyah yünden yapılır.El tezgahlarında dokunan kumaşa depme adı verilir.Arası diz hizasından yukardadır.Paçalar dar olup düğmelidir.Cep ağızlarının çevresine çeşitli renkteki iplerle Türk motif*leri simetrik olarak işlenir. Malak kısmı bol olup uçkur geçirilir.

Kuşak: Koza ipeğinin ibrişimleri çeşitli renklere boyanarak 25 cm eninde 15-2 metre kadar uzunluğunda özel el tezgahında dokunur. Başlama ve bitiş noktalarının dokunmayan kısmı ile dokunan kısmın sökülmemesi için tokalar yapılır. Şalvarın uçkurluğu ile gömleğin birleştiği yere sıkıca sarılır.

AYAĞA GİYİLENLER

Çorap: Beyaz yün ipinden örgü mili ile örülür. Kelikleri uzun olup şalvarın üzerine çıkarılır.Çeşitli renkteki iplerden yapılı tokalı iplerle (çorap bağı en üst kısımdan çorabın aşağı inmemesi için bağlanır.Yan tarafları çeşitli Türk motifleri ile süslenir.Kızlar yavuklularına ördüğü çoraba işlediği motifi kendi önceğine işleyerek başkalarının kendisine gönül koymasına mani olur.

Yemeni: Yapıldığı renge göre isim alır (gülyemeni-kırmızı kara yemeni-siyah yorak yemeni). Koyun ve keçi derileri kireç kaymağına yatırılarak yün ve kıllardan temizlenir.Deri ayak kalıbına göre kesilip alta gelecek kösele ile tıg iğne iplik vasıtası ile birleştirilerek yapılır.Bunun uç kısmı geriye doğru çevrilerek dikilir.Bu durum yemeninin çabuk eskimemesi için yapılır.Arkası topuğu iyi tutması için kulaklıdır. Topuk kısmına 1-2 cm kalınlığında topuk çakılır.

AKSESUAR

Kaşık: Oyun aracı-şimşir veya dişbudak ağacından özel olarak yapılır.Aynı kaşık demir kaşıklar kullanılmadan önce yemek işinde kullanılırdı.
_________________